ONİKİDEN ÇOĞALDI MEZARDAŞLARIM
AĞIT TÜRKÜ RUHİ SU'DAN
Ay dolandı Celil Gürkan
Gönülde gönül yaratan
Soydular anadan üryan
Yürek bağı Reha İsvan!
Salınır tasmalı köpek
Teklemez yiğitte yürek
Yol yöntem sabır ne gerek
Akrostiş yöntemli İlhan!.
Yazlar geldi güzler geldi
Türkiye'de düzen geldi
Avcıoğlu akan seldi
On iki den Ali Sirmen'..
Öz veriniz halktan yana
Altı fino doymaz bana
Bunca acı sana bana
Çok darlndım Talat Turhan!...
Söz çizginin Turhan Selçuk
Halley geçti boncuk boncuk
Sunalar düşürdü çocuk
Savunması Çelenk'lerden!....
Yürekte çukur yaralar
Gönül göz göz oldu ağlar
Darağacına bakan canlar
Öncü yiğitliğe bakan kurban!.....
Doktor Ataberk direkte
Zinciri ayak bilekte
Kara kan akar yürekte
Gül'üm haber ver Dadal'dan!......
Nebi Dadaloğlu (1986)
Kaynak http://www.talatturhan.com/bana%20ithaf%20siirler.htm
16 Nisan 2009 Perşembe
Sabahattin Ali'ye Şiir
ALİ ALİ, CANLAR ALİ
ALİ SABAHATTİN ALİ
Dedeleri kalmış Gümülcine’de
Babası yüzbaşı Çanakkale’de
Kırklareli, Kuyucak, Edremit’de
Şavkı vurur, dağlarımın yüzüne.
Istranca dedin mi, dağların hası
Ne kiri bulunur, ne de bir pası
Tarih düşmeseydi, o kara yası
Şavkı vurur toprağının özüne
Ertekin mi, bu kamyonun çırağı,
Dereköy, Demirköy, yolcu durağı
Dağlar ala karlı, yollar kırağı,
Şavkı vurur, yollarımın izine
Dağlar ve rüzgar Sabahattin Ali
Sırça köşk, leylim Sabahattin Ali
Değirmen kağnı Sabahattin Ali
Şavkı vurur, yedi cihan sözüne
Trakya’nın toprağında taşında
Zemheri ayının kara kışında
Bir gül açmış, kayasının döşünde
Şavkı vurur, ovasına, düzüne
Sazara deresi, Pınarın başı
Uykuda vurdular yosunlu taşı
Kırık kol, bacak, yarılmış kaşı
Şavkı vurur, karanlığın gözüne
Meşe seli, acıların acısı
Çıkmaz bunca, yiğitlerin sancısı
Hanı Dadalı’nın, oğul bacısı
Şavkı vurur, yüreğinin közüne
OZAN NEBİ DADALOĞLU
ALDIRMA GÖNÜL ALDIRMA DİYEN SABAHATTİN ALİ'YE SELAM OLSUN 25 Mart 2009 Çarşamba
25 Şubat 1907 tarihinde, bugün Bulgaristan sınırları içindeki Gümülcine kazası Eğridere köyünde doğdu, 2 Nisan 1948 tarihinde Bulgaristan sınırında öldürüldü.
Öğrenimini Balıkesir ve İstanbul Muallim Mekteplerinde yaptıktan sonra Yozgat'ta öğretmenliğe başladı. Kazandığı sınavla gittiği Almanya'da Postdam ve Berlin'de öğrenim gördü. Dönüşünde çeşitli okullarda öğretmenlik, Devlet Konservatuvarı'nda dramaturgluk yaptı.
1931 yılında bölücü propaganda yaptığı ihbarı üzerine üç ay tutuklu kaldı, kovuşturma sonunda aklandı. Görevine döndü, bu sırada yazdığı bir romanı yayımlamaktan vazgeçince, gazete sahibi iki tanıkla birleşerek, bir toplantıda okuduğu bir taşlamayı okunmasından 6 ay sonra ihbar etti, yargılandı ve mahkum edildi. Cumhuriyetin Onuncu Yılı nedeniyle çıkan aftan yararlanarak salıverildi.
Çeşitli resmi kuruluşlarda 1945 yılına kadar çalıştı. İşsiz kaldığı bir dönemde Aziz Nesin ile birlikte Marko Paşa'yı ve onun devamı olan mizah dergilerini çıkardı. Bu dergilerdeki yazılarında, yayın yoluyla hakaret ettiği savıyla yargılandı ve mahkum oldu.
Yurt dışında çıkmak için anlaştığı, kendisine kılavuzluk yapan Ali Ertekin tarafından, Bulgaristan sınırı yakınlarında Sazara köyü cıvarındaki ormanda öldürüldü.
YAPITLARI
Dağlar ve Rüzgâr (1934)
Değirmen Dağlar ve Rüzgâr (1965)
Dağlar ve Rüzgâr Kurbağaların Serenadı Öteki Şiirler (1988, tüm şiirleri)
ŞİİRLERİ
Dağlar
Hapishane Şarkısı - 1
Hapishane Şarkısı - 3
Hapishane Şarkısı - 5
İstek
Kıyamadığım
Kız Kaçıran
Koşma
Leylim Ley
Öyle Günler Gördüm ki
Ruhumun Dalgaları
Son Mektup
Yetmez mi?
BESTELENEN ŞİİRLERİ
Dağlar, Sezen Aksu - Dağlardır Dağlar
Hapishane Şarkısı - 3, Ahmet Kaya - Geçmiyor Günler
Hapishane Şarkısı - 5, Edip Akbayram - Aldırma Gönül
Kara Yazı, Ahmet Kaya - Kara Yazı
Kız Kaçıran, Ahmet Kaya - Kızkaçıran
Leylim Ley, Zülfü Livaneli - Leylim Ley
Kaynak: http://www.yenikusakcanakkale.com/index.php?option=com_content&task=view&id=37&Itemid=30
ALİ SABAHATTİN ALİ
Dedeleri kalmış Gümülcine’de
Babası yüzbaşı Çanakkale’de
Kırklareli, Kuyucak, Edremit’de
Şavkı vurur, dağlarımın yüzüne.
Istranca dedin mi, dağların hası
Ne kiri bulunur, ne de bir pası
Tarih düşmeseydi, o kara yası
Şavkı vurur toprağının özüne
Ertekin mi, bu kamyonun çırağı,
Dereköy, Demirköy, yolcu durağı
Dağlar ala karlı, yollar kırağı,
Şavkı vurur, yollarımın izine
Dağlar ve rüzgar Sabahattin Ali
Sırça köşk, leylim Sabahattin Ali
Değirmen kağnı Sabahattin Ali
Şavkı vurur, yedi cihan sözüne
Trakya’nın toprağında taşında
Zemheri ayının kara kışında
Bir gül açmış, kayasının döşünde
Şavkı vurur, ovasına, düzüne
Sazara deresi, Pınarın başı
Uykuda vurdular yosunlu taşı
Kırık kol, bacak, yarılmış kaşı
Şavkı vurur, karanlığın gözüne
Meşe seli, acıların acısı
Çıkmaz bunca, yiğitlerin sancısı
Hanı Dadalı’nın, oğul bacısı
Şavkı vurur, yüreğinin közüne
OZAN NEBİ DADALOĞLU
ALDIRMA GÖNÜL ALDIRMA DİYEN SABAHATTİN ALİ'YE SELAM OLSUN 25 Mart 2009 Çarşamba
25 Şubat 1907 tarihinde, bugün Bulgaristan sınırları içindeki Gümülcine kazası Eğridere köyünde doğdu, 2 Nisan 1948 tarihinde Bulgaristan sınırında öldürüldü.
Öğrenimini Balıkesir ve İstanbul Muallim Mekteplerinde yaptıktan sonra Yozgat'ta öğretmenliğe başladı. Kazandığı sınavla gittiği Almanya'da Postdam ve Berlin'de öğrenim gördü. Dönüşünde çeşitli okullarda öğretmenlik, Devlet Konservatuvarı'nda dramaturgluk yaptı.
1931 yılında bölücü propaganda yaptığı ihbarı üzerine üç ay tutuklu kaldı, kovuşturma sonunda aklandı. Görevine döndü, bu sırada yazdığı bir romanı yayımlamaktan vazgeçince, gazete sahibi iki tanıkla birleşerek, bir toplantıda okuduğu bir taşlamayı okunmasından 6 ay sonra ihbar etti, yargılandı ve mahkum edildi. Cumhuriyetin Onuncu Yılı nedeniyle çıkan aftan yararlanarak salıverildi.
Çeşitli resmi kuruluşlarda 1945 yılına kadar çalıştı. İşsiz kaldığı bir dönemde Aziz Nesin ile birlikte Marko Paşa'yı ve onun devamı olan mizah dergilerini çıkardı. Bu dergilerdeki yazılarında, yayın yoluyla hakaret ettiği savıyla yargılandı ve mahkum oldu.
Yurt dışında çıkmak için anlaştığı, kendisine kılavuzluk yapan Ali Ertekin tarafından, Bulgaristan sınırı yakınlarında Sazara köyü cıvarındaki ormanda öldürüldü.
YAPITLARI
Dağlar ve Rüzgâr (1934)
Değirmen Dağlar ve Rüzgâr (1965)
Dağlar ve Rüzgâr Kurbağaların Serenadı Öteki Şiirler (1988, tüm şiirleri)
ŞİİRLERİ
Dağlar
Hapishane Şarkısı - 1
Hapishane Şarkısı - 3
Hapishane Şarkısı - 5
İstek
Kıyamadığım
Kız Kaçıran
Koşma
Leylim Ley
Öyle Günler Gördüm ki
Ruhumun Dalgaları
Son Mektup
Yetmez mi?
BESTELENEN ŞİİRLERİ
Dağlar, Sezen Aksu - Dağlardır Dağlar
Hapishane Şarkısı - 3, Ahmet Kaya - Geçmiyor Günler
Hapishane Şarkısı - 5, Edip Akbayram - Aldırma Gönül
Kara Yazı, Ahmet Kaya - Kara Yazı
Kız Kaçıran, Ahmet Kaya - Kızkaçıran
Leylim Ley, Zülfü Livaneli - Leylim Ley
Kaynak: http://www.yenikusakcanakkale.com/index.php?option=com_content&task=view&id=37&Itemid=30
Yusuf SARAÇ'a Şiir
Uğurlar olsun Yusuf SARAÇ
1930 yılında günün hatırlanmadığı, anacığının başaklar sararken dediği bir çorak günde Çanakkale’nin Yenice ilçesinin kurtlar köyünde dünyaya geldi. Çocukluğu zor ve acılı geçti. Kendini kurtarmanın yolunu okumakta buldu. Savaştepe köy enstitüsünü bitirdikten sonra kısa bir dönem öğretmenlik yaptıktan sonra Gazi Eğitim’i bitirerek ilköğretim müfettişi oldu. Vatanın çalışmadığı toprağı kalmadı. 1971 de Çanakkale’den Uzunköprü’ye türkçe öğretmeni olarak sürüldü. Daha sonra istifa ederek Çanakkale’den CHP millet vekili adayı oldu. Onu memleketinden sürgün eden zihniyet parababalarını vekil seçmeyi tercih edince tekrar görevine döndü ve Edirne’ye ilköğretim müfettişi olarak atandı. Emekliliğine yakın Bolu’ya sürgün oldu. Tekrar geri döndü ve 44 yıl devletine hizmetten sonra emekli oldu. Emekli olduğunda 2 doktor ve bir öğretmen çocuğundan başka hiçbir malı yoktu (bir de bitmek bilmeyen bir kooperatif evi). 78 yaşında 23 mayıs 2008 hayata veda etti.
Giderken yüreğime koca bir acı bıraktın Babam…. Seni çok özlüyorum….
Ölümünü haber alan arkadaşı OZAN Nebi DADALOĞLU onu aşağıdaki dizelerle uğurladı:
ACI HABERİ DUYUNCA BÜKÜLDÜ KANADIM KOLUM!.
Amanın dostlar kahvesi
Gelirdi Yusuf’un sesi
Atatürkçü düşüncesi
Bir çınar daha devrildi!.
Hep gelen acele eder
Yalnız kor da gider
Yangın yerde güller biter
Bir çınar daha devrildi!.
Bulut ağdı yağan dolu
Bükülmezdi kanat kolu
Çanakkale Gelibolu
Bir çınar daha devrildi!.
Turnalar hep katarlanır
Kaz dağlarını dolanır
Oğul uşak kahırlanır
Bir çınar daha devrildi!.
Savaştepe, Kavakçeşme
Eşme Dadal, derdi eşme
Pıtıraklı yoldan geçme
Bir çınar daha devrildi!.
OZAN Nebi DADALOĞLU
kaynak: http://www.fotokritik.com/1155103
1930 yılında günün hatırlanmadığı, anacığının başaklar sararken dediği bir çorak günde Çanakkale’nin Yenice ilçesinin kurtlar köyünde dünyaya geldi. Çocukluğu zor ve acılı geçti. Kendini kurtarmanın yolunu okumakta buldu. Savaştepe köy enstitüsünü bitirdikten sonra kısa bir dönem öğretmenlik yaptıktan sonra Gazi Eğitim’i bitirerek ilköğretim müfettişi oldu. Vatanın çalışmadığı toprağı kalmadı. 1971 de Çanakkale’den Uzunköprü’ye türkçe öğretmeni olarak sürüldü. Daha sonra istifa ederek Çanakkale’den CHP millet vekili adayı oldu. Onu memleketinden sürgün eden zihniyet parababalarını vekil seçmeyi tercih edince tekrar görevine döndü ve Edirne’ye ilköğretim müfettişi olarak atandı. Emekliliğine yakın Bolu’ya sürgün oldu. Tekrar geri döndü ve 44 yıl devletine hizmetten sonra emekli oldu. Emekli olduğunda 2 doktor ve bir öğretmen çocuğundan başka hiçbir malı yoktu (bir de bitmek bilmeyen bir kooperatif evi). 78 yaşında 23 mayıs 2008 hayata veda etti.
Giderken yüreğime koca bir acı bıraktın Babam…. Seni çok özlüyorum….
Ölümünü haber alan arkadaşı OZAN Nebi DADALOĞLU onu aşağıdaki dizelerle uğurladı:
ACI HABERİ DUYUNCA BÜKÜLDÜ KANADIM KOLUM!.
Amanın dostlar kahvesi
Gelirdi Yusuf’un sesi
Atatürkçü düşüncesi
Bir çınar daha devrildi!.
Hep gelen acele eder
Yalnız kor da gider
Yangın yerde güller biter
Bir çınar daha devrildi!.
Bulut ağdı yağan dolu
Bükülmezdi kanat kolu
Çanakkale Gelibolu
Bir çınar daha devrildi!.
Turnalar hep katarlanır
Kaz dağlarını dolanır
Oğul uşak kahırlanır
Bir çınar daha devrildi!.
Savaştepe, Kavakçeşme
Eşme Dadal, derdi eşme
Pıtıraklı yoldan geçme
Bir çınar daha devrildi!.
OZAN Nebi DADALOĞLU
kaynak: http://www.fotokritik.com/1155103
YİRMİBİR ANIT KÖY ENSTİTÜLERİ
AÇ KALDIK DA, EL AÇMADIK
DEVRİMLERE TEMEL TAŞTIK
DİKEN SÖKTÜK, GÜL DİKTİK
YÜRÜ GOCA HALKIM YÜRÜ...
Kırk bin köye kırk bin okul
Savaş bitmiş halkım yoksul
Anam kalmış yetimle dul
Yürü Kızılçullu'm yürü.
Savaş açlık kıtlık demek
Günde yetmiş gram ekmek
Karanlığa ışık gerek
Yürü Savaştepe'm yürü.
Boz giysiler kazma kürek
Kanlı toprak devirerek
Karanlığa tükürerek
Yürü kır Kepir'im yürü.
Harçlar kardık, kürek çektik
Akça binalar yükselttik
Yüzbinlerce fidan diktik
Yürü Pazarören yürü.
Eken biçen süren de O
Alın teri, emek de O
Saz, söz, türkü, horan da O
Yürü Arifiye'm yürü.
Bengimiz, harmandalımız
Timurağ, Arpazlımız
Bağımsızlıktı andımız
Yürü Ortaklar'ım yürü.
Kemençeli Laz uşağı
Titrer bağlardı kuşağı
Hamsili mısır başağı
Yürü Beşikdüzü'm yürü.
Sazlı, sözlü folklorumuz
Halktı bizim umudumuz
Saban değil pulluğumuz
Yürü Ladik, İvriz yürü.
Bu yerlerde güller biter
Gözağrım gözümde tüter
Kula kulluk artık yeter
Yürü Cılavuz'um yürü.
Kavgamız toprak, fen idi
Gavgamız dil, kültür idi
Gavgamız çağdaşlık idi
Yürü Gönen, Aksu'm yürü.
İrili ufaklı köyler
Şeyhler, müritler, şefler
Tek keçi südün emerler
Yuru Pulur, Dicle'm yürü.
Dağbaşı ışık seliydi
Esenyel çamlık yeliydi
Akan değirmen seliydi
Yuru Yıldızeli'm yürü.
Sarıkamış, Çanakkale
Bak kefensiz ölenlere
Yetim hakkı yiyenlere
Yürü Akçadağ'ım yürü.
İçte dışta paramız pul
Yaban elde bacımız dul
Ortadirek olur mu kul
Yürü Çifteler'im yürü.
Arap at, tiftik keçimiz
Dersliğimiz, çiftliğimiz
Ruhi Su'yla, Veysel'imiz
Yürü Hasanoğlan yürü.
Hasan Ali, Tonguç Baba
Sırtımızdan çıktı aba
Altın başak gürgen yaba
Yürü Haruniye'm yürü.
Karagüç kuyular kazar
Kırk bin köyde bizim mezar
Dadal destanını yazar
Yürü Gölköy, Emis yürü...
NEBİ DADALOĞLU
DEVRİMLERE TEMEL TAŞTIK
DİKEN SÖKTÜK, GÜL DİKTİK
YÜRÜ GOCA HALKIM YÜRÜ...
Kırk bin köye kırk bin okul
Savaş bitmiş halkım yoksul
Anam kalmış yetimle dul
Yürü Kızılçullu'm yürü.
Savaş açlık kıtlık demek
Günde yetmiş gram ekmek
Karanlığa ışık gerek
Yürü Savaştepe'm yürü.
Boz giysiler kazma kürek
Kanlı toprak devirerek
Karanlığa tükürerek
Yürü kır Kepir'im yürü.
Harçlar kardık, kürek çektik
Akça binalar yükselttik
Yüzbinlerce fidan diktik
Yürü Pazarören yürü.
Eken biçen süren de O
Alın teri, emek de O
Saz, söz, türkü, horan da O
Yürü Arifiye'm yürü.
Bengimiz, harmandalımız
Timurağ, Arpazlımız
Bağımsızlıktı andımız
Yürü Ortaklar'ım yürü.
Kemençeli Laz uşağı
Titrer bağlardı kuşağı
Hamsili mısır başağı
Yürü Beşikdüzü'm yürü.
Sazlı, sözlü folklorumuz
Halktı bizim umudumuz
Saban değil pulluğumuz
Yürü Ladik, İvriz yürü.
Bu yerlerde güller biter
Gözağrım gözümde tüter
Kula kulluk artık yeter
Yürü Cılavuz'um yürü.
Kavgamız toprak, fen idi
Gavgamız dil, kültür idi
Gavgamız çağdaşlık idi
Yürü Gönen, Aksu'm yürü.
İrili ufaklı köyler
Şeyhler, müritler, şefler
Tek keçi südün emerler
Yuru Pulur, Dicle'm yürü.
Dağbaşı ışık seliydi
Esenyel çamlık yeliydi
Akan değirmen seliydi
Yuru Yıldızeli'm yürü.
Sarıkamış, Çanakkale
Bak kefensiz ölenlere
Yetim hakkı yiyenlere
Yürü Akçadağ'ım yürü.
İçte dışta paramız pul
Yaban elde bacımız dul
Ortadirek olur mu kul
Yürü Çifteler'im yürü.
Arap at, tiftik keçimiz
Dersliğimiz, çiftliğimiz
Ruhi Su'yla, Veysel'imiz
Yürü Hasanoğlan yürü.
Hasan Ali, Tonguç Baba
Sırtımızdan çıktı aba
Altın başak gürgen yaba
Yürü Haruniye'm yürü.
Karagüç kuyular kazar
Kırk bin köyde bizim mezar
Dadal destanını yazar
Yürü Gölköy, Emis yürü...
NEBİ DADALOĞLU
Nebi DADALOĞLU (Doktorlara Şiir)
DEVECİLER TUZ TAŞIR MERMİ TAŞIR
GÖLBAŞI'NDAN POLATLI'DAN CEPHEYE
KAMAN'DAN MURTAZA, HAN'DAN ÇİL BAYRAM
ÇARIKLI, ŞALVARLI, KUŞAKLI BABAM.
Karnı büyük, gonca dünya
Keder dolu, acı dünya
Ne gül koydun, ne de gonca
Yedin yine doymadın mı
Mezarları sarı çiçek.
Trakya Tıp Fakültesi
Serhat şehrinin gözdesi
Bu bir bilim yerleşkesi
Doktorlar geldi gelecek
Dertlere derman olacak.
Takma bacakla gelmişiz
Çeşmesinden su içmisiz
Yemen demişler gitmişiz
Konuşmalar seferberlik
Kore'de niçin savaştık.
Bahçede akasya, çınar
Gölgede Meryemce, Haydar
Mırıldanır etme doktor
Çit, çubuk, yarım kalacak
Bunca dert, nasıl olacak.
Ana, baba, çoluk, çocuk
Yüz metre uzamış kuyruk
Sekreter verecek buyruk
Sedyede iki körpecik
Ölmüşler, imam gelecek.
Ne güzel doktor tanıdım
Seneler önceyi andım
Dedi türkünü dinlerdim
O güzel günler gelecek
Bizim plak çalınacak.
Yarama vurdu neşteri
Akça yürek, el hüneri
Ameliyat ekip yeri
Ölümcüle can gelecek
Sizin eller, öpülecek.
İrfan oğlu söyler sözü
Aydın ALTAN görür özü
Dadal'ların söner közü
Ne güzelmiş nefes almak
Şöyle bir, kalkıp yürümek.
Nebi DADALOĞLU
GÖLBAŞI'NDAN POLATLI'DAN CEPHEYE
KAMAN'DAN MURTAZA, HAN'DAN ÇİL BAYRAM
ÇARIKLI, ŞALVARLI, KUŞAKLI BABAM.
Karnı büyük, gonca dünya
Keder dolu, acı dünya
Ne gül koydun, ne de gonca
Yedin yine doymadın mı
Mezarları sarı çiçek.
Trakya Tıp Fakültesi
Serhat şehrinin gözdesi
Bu bir bilim yerleşkesi
Doktorlar geldi gelecek
Dertlere derman olacak.
Takma bacakla gelmişiz
Çeşmesinden su içmisiz
Yemen demişler gitmişiz
Konuşmalar seferberlik
Kore'de niçin savaştık.
Bahçede akasya, çınar
Gölgede Meryemce, Haydar
Mırıldanır etme doktor
Çit, çubuk, yarım kalacak
Bunca dert, nasıl olacak.
Ana, baba, çoluk, çocuk
Yüz metre uzamış kuyruk
Sekreter verecek buyruk
Sedyede iki körpecik
Ölmüşler, imam gelecek.
Ne güzel doktor tanıdım
Seneler önceyi andım
Dedi türkünü dinlerdim
O güzel günler gelecek
Bizim plak çalınacak.
Yarama vurdu neşteri
Akça yürek, el hüneri
Ameliyat ekip yeri
Ölümcüle can gelecek
Sizin eller, öpülecek.
İrfan oğlu söyler sözü
Aydın ALTAN görür özü
Dadal'ların söner közü
Ne güzelmiş nefes almak
Şöyle bir, kalkıp yürümek.
Nebi DADALOĞLU
YAŞAM ÖYKÜM
YAŞAM ÖYKÜM :
Bilinmez doğduğum yıllar
Sığır güttüm bir zamanlar...
Babam gıtlık yılı, anam da Beyin gızının gelin olduğu yıl doğduğumu söylerler. İki yıl aşağı, üç yıl yukarı. Doğduğum yer, Pazarören'e bağlı Dadalı Uşağı, (Dabalan Uşağı, Alagazili, Gazi) köyü olarak anılır.
Babam Fakir Cuma
Öz malı:
Guyruksuz öküz, gulaksız eşşek
Gavlanimş geçi, yoluk koyun
Şal yorgan, ot döşşek
İki parça bakır gap,
Doktur görmeden öldü...
Üç yıl guzu, üç yıl davar, iki yıl da köyün sığırını güttükten sonra; Çukurova'nın Gızılomarlı köyünde babam dutma, analığım evdeci ben ise ağaların bövelek tutan öküzlerini güttüm.
Kurtuluşu Pazarören Köy Enstitüsü'ne girmekte buldum. Asarcık, Ağırnas, Reşadiye köylerinde Başöğretmenlik yaptım. Türkiye ve yurt, dışında çıkan olumlu dergilerde ve gazetelerde göründüm.
Gardaşlarım, Ellerimiz adlı iki şiir kitabım var. Öykü olarak «Anam Ağlar» yayımlanacak.
Gardaşlarım, Ellerimiz şiir kitapları ve «Ellerimiz» adlı plak ev aramalarda toplattırıldı.
Aynca ilkokullar için 'Dilbilgisi' kitabım var bir de. Ve okumayı söktüren, yediden yetmişe kadar herkesin severek okuduğu on çocuk öykü kitabım var. Adları: Ali ile Veli, Suna ile Kaya, Hasan ile Hüseyin, Allı ile Güllü, İbiş ile Memiş, Meyro ile Memo, Elif ile Şerif, Dudu ile Durdu, Aysel ile Veysel, Kemal ile Cemal'dir.
SANAT ANLAYIŞIM :
Emekçi gardaşlarımın dünya görüşü benim politik sanat çizgimdir. Çağını anlayan bir ozanın bu çizginin dışında kalması olanaksızdır. Günümüzde halk şiiri geniş halk yığınlarının bilinçlenmesini sağlayıcı ve onlara ses verici bir nitelikte olmalıdır. Halk ozanı halkın devrimci kavgasında halkla birlikte saf tutan ozandır. İşte benim sanat anlayışım.
ESERLERİM:
Şiir Kitapları : Gardaşlarım (2. bas. 1968), Ellerimiz (1971), Gıllı Çarık
Bilinmez doğduğum yıllar
Sığır güttüm bir zamanlar...
Babam gıtlık yılı, anam da Beyin gızının gelin olduğu yıl doğduğumu söylerler. İki yıl aşağı, üç yıl yukarı. Doğduğum yer, Pazarören'e bağlı Dadalı Uşağı, (Dabalan Uşağı, Alagazili, Gazi) köyü olarak anılır.
Babam Fakir Cuma
Öz malı:
Guyruksuz öküz, gulaksız eşşek
Gavlanimş geçi, yoluk koyun
Şal yorgan, ot döşşek
İki parça bakır gap,
Doktur görmeden öldü...
Üç yıl guzu, üç yıl davar, iki yıl da köyün sığırını güttükten sonra; Çukurova'nın Gızılomarlı köyünde babam dutma, analığım evdeci ben ise ağaların bövelek tutan öküzlerini güttüm.
Kurtuluşu Pazarören Köy Enstitüsü'ne girmekte buldum. Asarcık, Ağırnas, Reşadiye köylerinde Başöğretmenlik yaptım. Türkiye ve yurt, dışında çıkan olumlu dergilerde ve gazetelerde göründüm.
Gardaşlarım, Ellerimiz adlı iki şiir kitabım var. Öykü olarak «Anam Ağlar» yayımlanacak.
Gardaşlarım, Ellerimiz şiir kitapları ve «Ellerimiz» adlı plak ev aramalarda toplattırıldı.
Aynca ilkokullar için 'Dilbilgisi' kitabım var bir de. Ve okumayı söktüren, yediden yetmişe kadar herkesin severek okuduğu on çocuk öykü kitabım var. Adları: Ali ile Veli, Suna ile Kaya, Hasan ile Hüseyin, Allı ile Güllü, İbiş ile Memiş, Meyro ile Memo, Elif ile Şerif, Dudu ile Durdu, Aysel ile Veysel, Kemal ile Cemal'dir.
SANAT ANLAYIŞIM :
Emekçi gardaşlarımın dünya görüşü benim politik sanat çizgimdir. Çağını anlayan bir ozanın bu çizginin dışında kalması olanaksızdır. Günümüzde halk şiiri geniş halk yığınlarının bilinçlenmesini sağlayıcı ve onlara ses verici bir nitelikte olmalıdır. Halk ozanı halkın devrimci kavgasında halkla birlikte saf tutan ozandır. İşte benim sanat anlayışım.
ESERLERİM:
Şiir Kitapları : Gardaşlarım (2. bas. 1968), Ellerimiz (1971), Gıllı Çarık
İSVEÇ'TEN ... Yitikler Üzerine ... (Ali Haydar Nergis)
Nebi Dadaloğlu ile eşi Bahar Dadaloğlu Köy Enstitülü öğretmenlerimdi.
Ben, ne öğrendimse onlardan öğrendim.
Nebi öğretmenim, başında sürekli taşıdığı köylü kasketini ara sıra çıkardı mı, altından düzgün, geriye doğru taranmış, gür, siyah saçları görünürdü.
Beden eğitimi dersinde nefes nefese kaldığımızda:
“Çocuklar,yüz metreyi mi, yoksa bin metreye mi koşacaksınız? Eğer hedefiniz bin metre ise nefesinizi iyi ayarlamanız gerekir.Yoksa, yorulur, yollarda kalırsınız!” derdi.
Onun bu sözünü, zaman zaman, yaşantımın en kritik anlarında anımsadığım oldu...
Pazarören Avşarı Nebi ve Bahar Dadaloğlu, Köy Enstitüsünü bitirerek evlendikten sonra, kimsenin gitmek istemediği dağ köylerinde çalışmayı görev bilmişler. Düzdekileri eğitmenin nasıl olsa bir yolu bulunurdu.Önemli olan, aydınlatmanın ışığını kuş uçmaz, kervan geçmez yerlerdeki çocuklara ulaştırmaktı.
...
Ankara Atatürk Lisesi’ne başladığım yıllarda onların izini yeniden bulmuştum.
Nebi Hocam, Ulus’ta, Demir İş Hanı’nda kurduğu Köyün Çocuğu adlı yayınevinde çocuk kitapları ve halk şiiri tarzındaki şiirlerini yayımlıyordu.
“Gardaşlarım”, “Gıllı Çarık” ve “Ellerimiz”, bu kitaplardan bazılarıydı.
12 Mart darbesinden sonra Nebi öğretmenim bu kitaplardan dolayı yargılanmış,ilgili mahkeme kitapların yakılmasına karar vermiş, bir meydanda üst üste yığılan “Ellerimiz”, “Gıllı Çarık” ve “Gardaşlarım” adlı kitapların elde kalan sayıları ateşe verilmişti..
...
Ali Haydar Nergis alihaydar@acikgazete.com 23 Temmuz 2006
Kaynak: http://www.acikgazete.com/?action=journalist&aid=2063
Ben, ne öğrendimse onlardan öğrendim.
Nebi öğretmenim, başında sürekli taşıdığı köylü kasketini ara sıra çıkardı mı, altından düzgün, geriye doğru taranmış, gür, siyah saçları görünürdü.
Beden eğitimi dersinde nefes nefese kaldığımızda:
“Çocuklar,yüz metreyi mi, yoksa bin metreye mi koşacaksınız? Eğer hedefiniz bin metre ise nefesinizi iyi ayarlamanız gerekir.Yoksa, yorulur, yollarda kalırsınız!” derdi.
Onun bu sözünü, zaman zaman, yaşantımın en kritik anlarında anımsadığım oldu...
Pazarören Avşarı Nebi ve Bahar Dadaloğlu, Köy Enstitüsünü bitirerek evlendikten sonra, kimsenin gitmek istemediği dağ köylerinde çalışmayı görev bilmişler. Düzdekileri eğitmenin nasıl olsa bir yolu bulunurdu.Önemli olan, aydınlatmanın ışığını kuş uçmaz, kervan geçmez yerlerdeki çocuklara ulaştırmaktı.
...
Ankara Atatürk Lisesi’ne başladığım yıllarda onların izini yeniden bulmuştum.
Nebi Hocam, Ulus’ta, Demir İş Hanı’nda kurduğu Köyün Çocuğu adlı yayınevinde çocuk kitapları ve halk şiiri tarzındaki şiirlerini yayımlıyordu.
“Gardaşlarım”, “Gıllı Çarık” ve “Ellerimiz”, bu kitaplardan bazılarıydı.
12 Mart darbesinden sonra Nebi öğretmenim bu kitaplardan dolayı yargılanmış,ilgili mahkeme kitapların yakılmasına karar vermiş, bir meydanda üst üste yığılan “Ellerimiz”, “Gıllı Çarık” ve “Gardaşlarım” adlı kitapların elde kalan sayıları ateşe verilmişti..
...
Ali Haydar Nergis alihaydar@acikgazete.com 23 Temmuz 2006
Kaynak: http://www.acikgazete.com/?action=journalist&aid=2063
GERİLİĞE SAVAŞ BÖYLE BAŞLADI
Biz büyüttük, biz bitirdik
Biz biliriz acısını...
Ak fistanlı, alaca mintanli; mor kadifeli
Dudakları yalama, elleri kavrulmuş yarık
Ayşeli, Fatmalı, Alili, Velili,
Bozkırın ortasına otağ kurduk.
Biz kız - oğlan devrim marşları söyledik
Elele, kolkola toprağa diz vurduk.
Çingi taşa dinamit, kızgın demire balyoz
Ak sıvalı binalar yükselttik.
Uğul, uğul, karınca gibi çalıştık
İşlikte, çiftlikte, derslikte
Yan aç, yarı tok, yarı susuz
Dağbaşlarmda yüzbinlerce fidan diktik.
Gün oldu, karabulutlar uçuştu üstümüze -
Obamızı, kendimizi, ocağımızı meh'rican çaldı.
Yüreğiniz varsa, isterseniz ağlamayın
Emmim kızıyla karşılıklı ağıt yaktık.
Ocaklarımızı söndürenin
Ocakları sönsün!
Biz biliriz acısını...
Ak fistanlı, alaca mintanli; mor kadifeli
Dudakları yalama, elleri kavrulmuş yarık
Ayşeli, Fatmalı, Alili, Velili,
Bozkırın ortasına otağ kurduk.
Biz kız - oğlan devrim marşları söyledik
Elele, kolkola toprağa diz vurduk.
Çingi taşa dinamit, kızgın demire balyoz
Ak sıvalı binalar yükselttik.
Uğul, uğul, karınca gibi çalıştık
İşlikte, çiftlikte, derslikte
Yan aç, yarı tok, yarı susuz
Dağbaşlarmda yüzbinlerce fidan diktik.
Gün oldu, karabulutlar uçuştu üstümüze -
Obamızı, kendimizi, ocağımızı meh'rican çaldı.
Yüreğiniz varsa, isterseniz ağlamayın
Emmim kızıyla karşılıklı ağıt yaktık.
Ocaklarımızı söndürenin
Ocakları sönsün!
MEMMEDİM HAYELLİYOR
Dedim, asgere gittin mi?
Dedi geri cephelerde!!!
Bir göz odamızda on beş horanta
Gıç gıça, baş başa, ayak ayağa
Od döşşek, şal yorgan, gara mı gara
İnce tarlam, mor goyunum nerede?
Avradın eli de nasırlı yara
Ağlardan getirir beşon pangunut
Bir gün gözlerine çekmiş bir sürme
Çifte davul, vurdurduğum nerede?
Gaçtım bizim köyün, kel ağasından
Gizimi dağa, galdırdı diye
Burada ağalar, daha başkaymış
Ansalı, Meryemce acep nerede?
Siperlerden fırlamıştım bir zaman
Yemen'de, Kafkas'da, Çanakkale'de
Çarığımın sırımını yiyerek
Adalarım, Modalarım nerede?
Dedi geri cephelerde!!!
Bir göz odamızda on beş horanta
Gıç gıça, baş başa, ayak ayağa
Od döşşek, şal yorgan, gara mı gara
İnce tarlam, mor goyunum nerede?
Avradın eli de nasırlı yara
Ağlardan getirir beşon pangunut
Bir gün gözlerine çekmiş bir sürme
Çifte davul, vurdurduğum nerede?
Gaçtım bizim köyün, kel ağasından
Gizimi dağa, galdırdı diye
Burada ağalar, daha başkaymış
Ansalı, Meryemce acep nerede?
Siperlerden fırlamıştım bir zaman
Yemen'de, Kafkas'da, Çanakkale'de
Çarığımın sırımını yiyerek
Adalarım, Modalarım nerede?
ELLERİMİZ
Sizin eller tükenecek
Bizim eller öpülecek!!!
Sizin elleriniz beyaz
Gödek gödek, yuvak yuvak
Gara bizim ellerimiz
Boğum boğum, çatlak çatlak!
Sizin eller fink atıyor
Bizim eller çark tutuyor
Yer altında yer üstünde
Gene hepsi bizim eller!...
Bizim ellere vurulur
Gara gatran, sarı gma
Sizin ellere sürülür
Elvan elvan, türlü boya!...
Bizim eller üretiyor
Sizin eller tüketiyor
Bizim düzen de geliyor
Tükenecek sizin eller.
Bizim eller öpülecek!!!
Sizin elleriniz beyaz
Gödek gödek, yuvak yuvak
Gara bizim ellerimiz
Boğum boğum, çatlak çatlak!
Sizin eller fink atıyor
Bizim eller çark tutuyor
Yer altında yer üstünde
Gene hepsi bizim eller!...
Bizim ellere vurulur
Gara gatran, sarı gma
Sizin ellere sürülür
Elvan elvan, türlü boya!...
Bizim eller üretiyor
Sizin eller tüketiyor
Bizim düzen de geliyor
Tükenecek sizin eller.
HANİ BENİM GANAT ÇIRPAN GUŞLARIM
Yaman çavdı yıldızlar, garanlığa yaman
Sakınma otlardan, böceklerden, gurtlardan aman
Ve ganat çırptı ak güvercinler, bölük bölük
Kızılçullu'dan, Akçadağ'dan, Akpınar'dan, Aksu'dan!..
Yollara döküldü, Ayşeler, Fatmalar, Meyrolar, Memolar
Omuzlarında gıl heybe, ayaklarında gıllı çarık
Horona kalktılar Gocamüdürle, halka halka
Pazarören'de, Yıldızeli'nde, Beşikdüzü'nde, Düziçi'nde!..
Bentler çekildi, gayalar söküldü yerli yerinden
Yarasalar uçamaz oldu, guzgunlar döndü havada
Bir yıldız çavdı, bir yıldız çavdı, yüceden yüce
Hasanoğlan'da, Ortaklar'da, Pulur'da, Cılavuz'da!..
Memedler «tuu!» deyince gazmalara
Korkunç soludu, engerek yılanı korkunç
Kırmızı güle geçince ovalar, güneş başkalaştı pırıl pırıl
Savaştepe'de, Kepirtepe'de, Arifiye'de, Çifteler'de!..
Gımıldadı Anadolu gımıl gımıl, hani benim ganat çırpan guşlarım
Çiftliklerim, işliklerim, dersliklerim
Hey Sisdağı, Sisdağı, gurulacak horonlarım
Gönen'de, Gölköy'de, İvriz'de, Dicle'de, Ernis'de!..
Sakınma otlardan, böceklerden, gurtlardan aman
Ve ganat çırptı ak güvercinler, bölük bölük
Kızılçullu'dan, Akçadağ'dan, Akpınar'dan, Aksu'dan!..
Yollara döküldü, Ayşeler, Fatmalar, Meyrolar, Memolar
Omuzlarında gıl heybe, ayaklarında gıllı çarık
Horona kalktılar Gocamüdürle, halka halka
Pazarören'de, Yıldızeli'nde, Beşikdüzü'nde, Düziçi'nde!..
Bentler çekildi, gayalar söküldü yerli yerinden
Yarasalar uçamaz oldu, guzgunlar döndü havada
Bir yıldız çavdı, bir yıldız çavdı, yüceden yüce
Hasanoğlan'da, Ortaklar'da, Pulur'da, Cılavuz'da!..
Memedler «tuu!» deyince gazmalara
Korkunç soludu, engerek yılanı korkunç
Kırmızı güle geçince ovalar, güneş başkalaştı pırıl pırıl
Savaştepe'de, Kepirtepe'de, Arifiye'de, Çifteler'de!..
Gımıldadı Anadolu gımıl gımıl, hani benim ganat çırpan guşlarım
Çiftliklerim, işliklerim, dersliklerim
Hey Sisdağı, Sisdağı, gurulacak horonlarım
Gönen'de, Gölköy'de, İvriz'de, Dicle'de, Ernis'de!..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)